Senin Adalet Konusundaki Yanlış Fikrin

Hayatta kazanan tarafta olamadığınız sürece, hayatınızın büyük kısmı size koca bir haksızlık gibi gelecektir. Eğer size de böyle görünüyorsa sorun hayatın adil olmaması değil, sizin adalet konusundaki yanlış fikriniz olabilir.

Aslında gerçek şu ki, hayat sadece düşündüğümüzden farklı kurallarla oynuyor.

Bizim bildiğimiz ve alışkın olduğumuz kurallar hayatımıza son derece dahiller ve aslında oldukça mantıklılar. Hayatın gerçek kuralları ise biraz daha karmaşıktır ve pek de konforlu değildir. Bu yüzden çoğu insan onları asla öğrenmeyi başaramaz. Ve genel olarak hayatın adil olmaması fikrine alışır.

Hadi hayatın adil olmaması konusunda fikirlerimizi değiştirecek bu kuralları öğrenmeyi deneyelim:

Kural # 1: Hayat size söylenenin aksine aslında bir yarışmadır

Hayatın Adil Olmaması

Kendinize ait bir işiniz mi var? Rakipleriniz onu yok etmeye çalışıyor. Sevdiğiniz ve iyi olduğunuz bir işte mi çalışıyorsunuz? Birisi sizi bir bilgisayar programıyla değiştirmek istiyor. Partner olarak beğendiğiniz biri, istediğiniz yüksek maaşlı iş… Başka birileri de en az sizin kadar bunları istiyor. Farkında olmamayı tercih etmemize rağmen hepimiz ciddi bir rekabet halindeyiz.

Elbette bu duruma inanmak acı verici, bu yüzden sürekli olarak birbirimizi avutmaya çalışıyoruz. “Sadece elinden gelenin en iyisini yap”, “Sadece kendinle yarışıyorsun”. Bu saçmalıklarla ilgili komik olan şey, sizi yine de daha fazla rekabete itmesi için tasarlanmış olmalarıdır. Rekabet gerçekten önemli olmasaydı, mücadele eden çocuklara vazgeçmelerini söylerdik.

Neyse ki, herkesin kazanmak için birbirini öldürmesi gereken bir dünyada yaşamıyoruz. Modern medeniyet bu konuda daha fazla fırsat yaratıyor.

Ancak hiçbir rekabetin olmadığına inanan popüler yanılgıya asla düşmeyin. Rekabetin var olduğunu inkar ediyorsanız o rekabeti kaybediyorsunuz demektir.

Kural # 2. Düşündüğün şeyle değil, yaptığın şeyle yargılanıyorsun

Hayatın Adil Olmaması

Toplum insanları başkaları için yapabileceklerine göre değerlendirir. Çocukları yanan bir evden kurtarabilir, bir tümörü çıkarabilir veya bir salon dolusu insanı güldürebilir misiniz? Topluma göre değerli olanlar bunlardır.

Yine de bizler kendimizi yaptıklarımız yerine düşündüklerimizle yargılarız.

“Ben iyi bir insanım”. “Hırslıyım”. “Bundan daha iyiyim.” Bu düşünceler geceleri bizi rahatlatabilir, ancak dünyanın bizi böyle gördüğü anlamına gelmez. Kendimiz de diğer insanları böyle değerlendirmiyoruz.

Yetenekler ne kadar erdemli olduklarına göre değil, topluma ne verebileceğine göre ödüllendirilir. Çalışkan bir hademe toplum tarafından acımasız bir borsacıya göre daha az kazanır. Bir kanser araştırmacısı bir süper modelden daha az kazanır. Neden? Çünkü bu yetenekler daha nadirdir ve daha fazla insanı etkiler.

Toplumun işini iyi yapanları ödüllendirdiğini düşünmeyi seviyoruz. Ancak gerçekte ödül çoğunlukla etkilediğiniz kişi sayısına göre belirlenir.

Yayımlanmamış ama mükemmel bir kitap yazarsanız hiç kimse değilsiniz. Harry Potter’ı yazarsanız dünya sizi tanımak ister. Bir hayat kurtardığınızda mahalle kahramanı olursunuz ama kansere çare bulursanız efsane olursunuz. Ne yazık ki aynı kural tüm yetenekler için geçerlidir. Bir kişi için soyunduğunuzda onu mutlu edebilir, elli milyon kişi için soyunduğunuzda Kim Kardashian olabilirsiniz.

Her zaman etkileyebileceğiniz insanların sayısına göre değerlendirilirsiniz. Bunu kabul etmediğiniz sürece dünyanın yargısı size hep haksız görünecektir.

Kural # 3. Kişisel çıkarlarımız kendi adalet algımızı yaratır

Hayatın Adil Olmaması

İnsanlar ahlaki otorite icat etmeyi sever. Bu yüzden spor müsabakalarında hakemlerimiz, mahkeme salonlarında hakimlerimiz vardır. Ancak gerçeklik bunu kayda almaz. Çok çalıştınız ama sınavda başarısız oldunuz. İşinizde çok çaba sarf ettiniz ama terfi etmediniz. Onu seviyorsunuz ama aramalarınıza cevap vermiyor.

Aslında sorun hayatın adil olmaması değil, senin adalet konusundaki yanlış fikrin.

Sevdiğiniz, ancak sizi geri aramayan kişiye dikkatlice bakın. Karşınızdaki insan bir birey. Yıllardır yaşayan ve deneyimleyen, sizden tamamen farklı biri. Her yıl yüzlerce, binlerce kişiyle etkileşime giren gerçek bir insan.

Sizce tüm seçenekler arasında ilk tercih olma ihtimaliniz nedir? Onun için bir şey hissediyor olmanız sizin için önemli olabilir, ancak kişinin kararları sizinle ilgili değil, onlarla ilgilidir.

Benzer şekilde patronlarımızdan, ebeveynlerimizden ve politikacılardan nefret etmeyi çok seviyoruz.
Haksız ve aptalca kararlar veriyorlar. Çünkü bizimle aynı fikirde değiller! Öyle olmaları gerekiyor, çünkü tartışmasız tüm dünyadaki en büyük otoriteyiz!

Gerçekten korkunç bazı otorite figürleri olduğu doğrudur. Ama hepsi kendi ceplerini doldurmaya çalışan, kötü ve bencil canavarlar olamazlar. Çoğu sadece farklı koşullar altında kendi ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor. Mesela hoşunuza gitmeyen o şey yapılmazsa şirketiniz iflas edecek olabilir.

Hayat neden adil değil?

Kendi adımıza yarattığımız adalet fikrimiz aslında elde edilemeyecek ve sürdürülemeyecek kadar mantıksızdır.

Hayat gerçekten herkese ‘adil’ olsaydı, hayatın ne kadar çılgınca olacağını hayal edebiliyor musunuz? Herkesin istediği insanı elde edebildiğini veya herkesin girdiği her işte başarılı olduğunu düşünün, mantıksızlığı siz de fark edeceksiniz.

Birçoğumuz dünyanın nasıl çalışması gerektiğini düşünmekten gerçekte nasıl olduğunu göremiyoruz. Ancak bu gerçeklikle yüzleşmek, dünyayı ve onunla olan tüm potansiyelinizi anlamanızın anahtarı olabilir.

Yorumlarınızı aşağıda yorumlar kısmında bizimle paylaşabilirsiniz…


2020-07-24

Bir cevap yazın



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir