İçindekiler

Merhaba İnternet sakinleri,

Karantina Günlükleri serimizin 4. yazısına sefalar getirdiniz:

Kuş ölür, sen uçuşu hatırla

Kim vurduya gitti aşkımız faili meçhul değilse nefsi müdafaadır…

Ellerimizdeki kelepçenin anahtarı sende

Kavgamızın tek seyircisi bu şehir

Tutunduğumuz tek dal içimizdeki isyandır

Söyle sevgilim sen söyle

Akan kanımızın hesabını kime soracağız?

Kim toplayacak gözyaşlarımızı

Kim koyacak sevgiyi içimize

Gittik gittik gittik

Acılara gittik

Keşkelere gittik

Ben sana sen bana gittik

Sonra öğrendik ki dünya yuvarlak, kaldık

Sen bağıra bağıra ağlardın ben susardım

Sen duvarları yumruklardın duvarlarında ellerinin izleri kan içinde

Ben içime içime oyardım kendimi

Sen çimenlere yatıp uyuyakalırdın

Ben banklara tünemiş uykusuz

Sen ot içerdin duman kusardın geceye

Ben tek sigaralık ciğerimle öksürüklerde

Sen aşka inanmazdın sen inanmazdın

Ben maviye inanırdım

Boynumdaki yorgun damarların mavisine

Beyaz dalgaları omuzlayan deniz mavisine

Denizin bittiği yerde başlayan göğün mavisine inanırdım

Bi de ensemde ki dövmeye inanırdım

Kuş ölür sen uçuşu hatırla

Füruğ Ferruhzad

Karanlıkta Bir Işık

Füruğ Ferruhzad, 5 Ocak 1935’te Tahran’da doğdu. Babası Albay Muhammed Ferruhzad ve annesi Turan Veziri Tebar’ın yedi çocuğundan üçüncüsüydü. “Işık”tı adının anlamı. Bir mum ışığı gibi yaşayacaktı bu hayatı Füruğ. Çevresini hep aydınlatacaktı ama kendisi de için için eriyecekti.

Füruğ, şiir yazıyordu; 16 yaşına geldiğinde eski ustaların eserlerine benzeyen şiirlerine çoktan kendi nefesini üflemeye başlamıştı. Lisedeki ilk üç yılını bitirdikten sonra resmî öğrenimden vazgeçmedi ancak lise diploması alamadı. Daha sonra Kamalolmalk Teknik Okul’una geçerek kısa süre içerisinde resim ve kostüm çalışmalarını tamamladı. Füruğ okumayı ve öğrenmeyi çok seviyordu. Fakat insan okudukça hayatı sorgulardı. İran’da doğmuş bir kadın olarak önüne koyulan sınırları ve baskıları kabul etmekte zorlanıyordu.

1951’de, on altı yaşında ailesinin isteği üzerine kuzeni, daha sonradan eleştirmen ve karikatürist olan Perviz Şapur ile evlendi. Bir yıl sonra hayattaki en büyük hazinesi, biricik oğlu Kamiyar’ını (Kami) dünyaya getirdi. Kocasının isteğiyle Ahwaz’a taşındılar. Ahwaz tutucu bir yerdi. Füruğ dilediği gibi giyinmek, gülmek, şiir yazmak istiyordu. Ama ona her şey yasaktı. Kadın olarak dünyaya gelmişti çünkü. Dayanamadı ayrılmak istedi. İran kanunlarına göre boşanan kadına çocuğun velayeti verilmemekteydi; çocuğundan ayrı düşünce yüreği hiç iyileşmedi. Evi kitaplarla dolu aydın görünümlü babası reddetti Füruğ’u. Severek ama birazda kaçmak için evlendiği ondan oldukça yaşlı kocası çocuğunun yüzünü hiç göstermedi ona. Ama Füruğ hep direndi. Hep baş kaldırdı. Ataerkil bir ülkede bir kadın olarak korkmadan çekinmeden aşktan, tutkudan bahsetti. Kadın olmanın dayanılmaz ağırlığını yazdı.

Ve aşktandır tüm yaralarım benim…

Ayrılsa da kocasına aşk mektupları yazacaktı başka başka ülkelerden. Şöyle yazıyordu mektuplarında: “12 Ağustos, Roma (1956) … vitrinlerde çok güzel ve ucuz şeyler görünce ne olur biraz param olsaydı diyorum, sana ve Kami (oğlu) için bir şeyler alırdım ve size gönderirdim. Ama hemen kendi tuhaf ve garip durumum aklıma geliyor ve bir şey görmemek ve almamak için gözlerimi kapatıp hızla uzaklaşıyorum… Perviz, şimdi sanki senin kendi sözlerini sana anlatıyor gibiyim. Sanki senin yanında oturmuşum; sevdiğim ve öptüğüm gözlerinin çukuruna ve dudaklarına, yıkadığında dümdüz ve çok güzel olan saçlarına, anlarsan şişinirsin diye gizlice bakıyorum. Ben 21 yaşımdayım; ama 60, 70 yaşındaki kadınlar kadar yaşlandım… Perviz yemin olsun ki bütün çılgınlığımla seni sevdim ve seviyorum. Belki gülümseyerek diyebilirsin; nasıl olur bir kadın bir erkeği seviyorken ona ihanet eder? Ama tüm bunlara rağmen seni sevdim…”

Duvar Şiir’i yayımlandıktan sonra meşhur aile meclisi toplanıyor. Ardından acımasız kadın düşmanı İran kanunları son kararını bildiriyor ve seni ömür boyu Kami’yi görmekten mahrum ediyor. Perviz Şapur! Kocan. Güldürü yazarı, eleştirmen ve entelektüel. Açık görüşlülüğüyle bilinen ve övünen Perviz, ataerkil yasaların ona tanıdığı acımasız ve insanlık dışı yasayı sonuna kadar uygulayarak ölüp gidinceye kadar da oğlunu göstermedi Füruğ Ferruhzad’a… Kocasının ailesi, özellikle kaynanası Füruğ’a çok eziyet etmiştir. Oğlu Kami’nin beynini de yediler. “Senin annen kötü kadın.” diye diye. İtalya’da görüp özenerek aldığı hediyelerle oğlu Kami’yi görmeye gittiğinde eski kocasının annesi tarafından yüzüne fırlatıldı her şey ve tüm kapılar suratına kapandı.

Karantina Günlükleri
Füruğ biricik oğlu Kami’yle

Eyvah, yaralarım ruhumu hissizleştirdi

Füruğ kendini sanata adadı. Cüzzamlılarla ilgili çektiği “Ev Siyahtır” belgeseliyle ödüller kazandı. Bernardo Bertolucci bile seyrettiği belgesele hayran kalıp sırf onunla röportaj yapmak için İran’a kadar geldi. Erkekler çok seviyordu, çok aşık oluyorlardı Füruğ’a. Sonra da sevdiklerine kıyıyorlardı. Defalarca öldürülmüştü Füruğ Ferruhzad. İran medyası onu “fahişe” diye yaftalamıştı. Sevdiği adamlar da hiç çekinmeden ona kıymışlardı. Babası, kocası, Gülistan’ı… Onun hayatını düşündüğümde aklıma hep Oskar Wilde’ın muhteşem şiiri gelir. “ Herkes öldürür sevdiğini”

Ev Siyahtır belgeselinin diğer bir önemi ise cüzzamlılar evinde tanıştığı Hüseyin Mansur isimli çocuğu evlat edinmesidir. Hüseyin’in sevgisiyle evlat hasretini gidermeye çalıştı hep.

Kalbe dokunmasını biliyorlar, ama kırarak…

Şiirlerinde inadına aşkı tutkuyu yazdı. Yazar ve film yapımcısı İbrahim Gülistan’a aşık oldu. Bu aşktan hareketle şiirinde de cesurca sevişmekten, ilahi aşktan bahsetti. Bedelini ahlaksız bir kadın olarak damgalanarak ödedi. Aşkından bugün hala okuyanların yüreğini titreten şiirler doğdu. Aşkı sadece Hayyam’dan, Şiraz’dan dinlemekle yetinmeyiniz. Füruğ Ferruhzad’a da kulak vermek lazım. İbrahim ise ancak Füruğ öldükten yıllar sonra “Evet! Aşkımız karşılıklıydı.” deme cesaretini gösterebildi. Ah be Füruğ! Sendeki cesaretin onda biri yokmuş çevrendeki bu adamlarda.

Karantina Günlükleri

İran’lı kadınların baskı ve zulüm altında hayat geçirmelerini asla kabul etmedi, kadınları baskı altında tutmayı amaçlayan kanunlara her daim baş kaldırdı. “Benim arzum, İran’lı kadınların özgürlüğü ve onların erkeklerle eşit haklara sahip olmalarıdır. Ben bu ülkede bacılarımın uğradıkları haksızlıkları ve adaletsizlikleri, çektikleri sıkıntıları tamamıyla biliyorum. Bu yüzden eserlerimin yarısını onların sıkıntılarını dile getirmeye, problemlerini tasvir ederek gözler önüne sermeye ayırıyorum.” demiştir. Bugün dünyanın dört bir yanında kadına yönelik şiddeti kınamak için yapılan pankartlardan onun dizeleri akar sokaklara. İster Amerika’da olsun, ister Ortadoğu’da kadınlar onun sözlerini çok daha derin hissederler.

Füruğ Ferruhzad Karantina Günlükleri serisinde ilk bölümden beri yazmayı düşündüğüm isimlerdendi.

Karantina Günlükleri

Ve bir kuşun daha kanatları kırıldı…

1967 yılının Şubat ayında kendi kullandığı arabayla stüdyoya giderken bir çocuk servisine çarpmamak için direksiyonu kırdı. Sert bir şekilde duvara çarptı Füruğ Ferruhzad. Çarpmanın etkisiyle araçtan fırlayıp başını kaldırıma vurdu. Hastaneye varamadan öldü. Geriye bir hüzünlü fotoğraf kaldı ondan. Bir kaldırım köşesinde kırık, ufak tefek ama dev gibi bir kadın. Kuş öldü ama uçuş? Aslında belki de bütün hayatı duvarlara çarpmakla geçti. Yasalar, mahalle baskısı, aile baskısı, ataerkil düzen… İşte böyle inadına duvarlara çarpa çarpa bu dünyadan bir Füruğ geçti. Mollalar, günümüzde İran edebiyatının en önemli şairlerinden biri olarak kabul edilen bu kadının cenaze namazını kılmayı reddetti . Ölüsünden bile korktular ve günlerce beklettiler. En sonunda bir yazar arkadaşı bu duruma dayanamayıp kendisi cenaze namazını kılarak gömdü Füruğ Ferruhzad’ı. Ondan geriye en son bu acı fotoğraf kaldı…

Kuş ölür, sen uçuşu hatırla

Benim payıma düşen, terk edilmiş merdivenlerden inmektir…

Füruğ’un zorla elinden alınan oğlu Kami’ye ne olduğunu da çok araştırdım İnternet’in garip köşelerinde. Sahi ne olmuştu Kami’ye? Küçük yaşta annesinden alınan ve kocasının ailesi tarafından annesinden nefret etmeye zorlanan Kamiyar’ın başına neler gelmişti? Füruğ hayatı boyunca oğlunun adını sayıkladı. Kocası ve ailesi “Onu en iyi biz yetiştiririz.” diye bir yerlerini yırttılar. Her işte olduğu gibi bu işin de en güzelini onlar yapabilirdi. Yaptılar tabii yapmazlar mı? Hatta sıvadılar bile. Aynı Füruğ gibi sanatçı ruhlu olan oğlunu zorla İngiltere’ye gönderdiler. Mühendis olmasını talep ettiler.

Oğlunun kaleminden Füruğ

Kami bir yıl sonra eğitimini bırakıp geri döndü İran’a. Elinde kırık bir gitar ve birkaç tüp boya vardı. Kendisini resme adadı ve hayatı boyunca Füruğ’un şiirlerinin peşinden koştu. Kaybettiği annesinin yüzünü çizdi tuvallere. Onu yeniden var etti her zaman. Annesinin özlemiyle sokaklara vurdu kendisini. Onu sadece annesine karşı bir silah olarak kullanan kocasının ailesi Kami’yi de terk ettiler. “Bu da annesi gibi çıktı. Bizim ikiyüzlü maskelerimizi söküp atacak!” diye korkmuşlardır kesin. Ben Kami’yi YouTube’un bir köşesinde, unutulmuş bir videoda buldum uzun aramalardan sonra. Videoyu oraya koyan bir Türk. Videonun adı “aaah Füruğ! bak bir tanen Kami ne halde!”

Kamiyar Şapur

Yine gece gece sinirim bozuldu. Ulan çocuğu anasından kopardınız. Aferin. Ne becerdiniz?!? İran sokaklarında Rock ‘n’ Roll yapan bir adam olmuş. Yine akıntıya ters. Yine düzene isyankar. Becerememişsiniz işte. İçinde bir parça Füruğ kalmış. Anneyi de, oğlunu da mutsuz etmişsiniz kendi ikiyüzlü ahlak yargılarınızla. Kami de kavuştu annesine. Bir başına, fakirlik içinde ama özgür öldü.
Ev Siyahtır belgeselinin çekimleri sırasında evlat edindiği Hüseyin ise annesinin şiirlerini Almanca’ya çevirdi. Füruğ’un tüm dünyada tanınan bir şair olmasındaki en büyük etkenlerden biri bu oğludur. Kudursun tüm dünyadaki ahlak bekçileri. Biz bugün hala Füruğ’un şiirleriyle coşuyoruz.

Bu ateş gönlü yakar
Evrenin kalbini ateşe verir

Kendisiyle aynı topraklardan ve pınarlardan beslenen aşkın büyük şairi Rumi’nin bu sözleri de Füruğ’un ruhuna gitsin. İran’lı kadın sanatçılar çok güzel yorumlamışlar..

Eğer aşığın canı tutuşursa, bu alemi ateşe verir.

Ve bu köksüz evreni zerreler gibi dağıtır.

Gök yüzünü yarar o ateş

Ne kevn baki kalır ne mekan

Okumak isterseniz Furuğ Ferruhzad eserlerine idefix’ten ulaşabilirsiniz.

Karantina Günlükleri yazı dizisinin diğer bölümleri:

“Karantina Günlükleri: Bölüm 1“
“Karantina Günlükleri: Bölüm 2”
“Karantina Günlükleri: Bölüm 3”


2020-07-23

Bir yanıt yazın

No apps configured. Please contact your administrator.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir