Merhaba İnternet Sakinleri, Karantina Günlükleri serimizin ikinci yazısına hoş geldiniz.

At sevdalıları yazımdan sonra bugün internetin bir başka fenomenini sizinle paylaşmak istedim.

Dijital dünya aslında size basit yol haritaları sunar. Onu nasıl kullanacağınız tamamen size kalmış. İsterseniz Instagram’da, Facebook’ta resim paylaşırsınız, Twitter’da monologlara koşar, Change.org kampanyalarıyla dünyayı değiştirirsiniz (!). Finalde ise Youtube’dan mozaik pasta yapmayı öğrenebilirsiniz. Bazı yalnız ruhlar ise sınırın dışına çıkıp bu geniş okyanusta kendi kabilesini arar.

Bazen bir mucize olur ve dünyanın dört bir yanından birbirini hiç tanımayan insanlar ortak bir noktada buluşuverir. 0101’lerin siyah üzerine yeşil parlayan karanlık matriksinde bir “glitch” oluşuverir.

Bu yazının konusu benim FRP grubumdan geek arkadaşlarla çıktığım bir macera aslında.

FRP Bir Nedir?

FRP’nin tam açılımı “Fantastik Rol Yapma”dır. Bir çeşit board veya kağıt kalem oyunudur. Ana malzemesi ise hayal-gücüdür. Kendi yarattığınız karakterlerle en basit tanımıyla fantezi (Yüzüklerin efendisi, Game of Thrones) tarzında veya cyberpunk ( Matrix, Blade Runner) aklınıza ne gelirse yaratılmış alternatif evrende oynadığınız bir çeşit oyun ve hikaye anlatma sanatı da diyebiliriz. Sıfırdan yeni bir paralel evren bile yaratabilirsiniz (Generic). Oyunu bir DM (Dungeon Master) yani Zindan Efendisi yönetir. Görevi senaryoya bağlı kalarak oyunu yönetmektir. Diğer oyuncular da kendi karakteriyle DM’in onlara sunduğu senaryonun içinden geçip giderler. FRP hakkında daha fazla bilgi edinmek isteyenleri onedio.com’un linkine alalım: https://onedio.com/haber/oyun-sadece-bilgisayar-basinda-oynanmaz-hic-bilmeyenler-icin-frp-oyun-turunun-tanitimi-803218

Gelelim Karantina Günlükleri Hikayemize

Pandemi döneminde herkes eve tıkıldığı için forumda sürekli yeni oyunlar düzenleniyordu. Meşhur Vampire the Masquarade dünyasında geçen mistik, bol komplo teorili, gizli tarikatlarla süslü bir oyun başlatmaya karar verdik. 11 kişilik oyuncu grubu derhal tepeme çöktü tabii. “Sen DM ol!” diye tutturdular. DM olmak kolay iş değil. Sıfırdan bir hikaye yaratmanız lazım. 11 kişilik ekipte çoğunluk Japon ve Kore’li olmak üzere bir adet Fransız, Rus, Danimarka’lı bir de Alman bulunmaktaydı. Fıkra grubu yani. Bende bunlara “Güzel bir hikaye yaratmak için doküman ve mitolojilere ihtiyacım var. Hepiniz gidin kendi ülkenizde gizli tarikat falan böyle acayip hikayeler ne varsa bana gönderin. Onlardan esinlenerek hikayeye uygun gizli bir örgüt (tarikat) uydurayım.” Dipnotta ekledim: “Japonlar siz pek materyal göndermeyin sizin okült tarikatlar çok korkunç. Uykularım kaçıyor.” diye.

Orta Dünya Elflerinden Sufi Alem’ine geçiş a.k.a Beyin Yanması

Hafta sonu gecenin bir yarısı Japon ekipten gelen bir mesajla uyandım. Şahane doküman bulmuşlar. Maili açtım. Bir fotoğraf ve 4 satır yazıyla kamyon çarpmışa döndüm. Mailde “Çok çarpıcı bir fotoğraf bulduk. Oyundaki tarikatın sembolü olabilirler. Sufi meczuplarına benzer bir görünümleri var. Fotoğraftaki iki kişinin hikayesinden etkilenen Ziya paşa adında bir Türk, şiir yazmış ekte gönderiyoruz. Onu İngilizce’ye çevir bize gönder. Biz anlamadık. Edhem adı geçiyor şiirde. Edhemiyye Tarîkatı diye bir tarikat var. Araştır. Şiiri Türk bir grup, şarkıya çevirmiş. Grubun adı Kalenderi. Kalenderiler diye bir tarikat da var. Şarkıyı gönderiyoruz” demişler. Uyku sersemi ben “Ne? Kim? Şeyh mi? Kalenderi? Ziya Paşa’mı?!?! Nooluyor? Lan!” diyerek kendime geldim. “Japonlar bunları nereden buldu? ” diye şaşırmayın onlar Bektaşi, Sufi kafalarına çok meraklılar. Çünkü Zen Budizm’i ve tasavvuf birbirinin aynası iki ruhani akım. Felsefeleri hemen hemen aynı. Bende ilk zamanlar şaşırıyordum şimdi alıştım. Bazen anime, bazen semah. Şah’a giden samuraylar…

Ve O Fotoğraf

Karantina Günlükleri

1889 yılında Şam’da Tancrè de Dumas tarafından çekilmiş. Fotoğrafın hikayesinin peşine düştük. Resimdeki genç erkek Muhammed adında bir kör. Her daim sırtında taşıdığı Sameer ise şehla gözlü, yürüme engelli bir küçük insan. Muhammed Müslüman, Sameer ise Hristiyan. Sameer kalabalık Şam sokaklarında Muhammed’in taşıyıcılığına, Muhammed de Sameer’in rehberliğine güvenirmiş. Sameer şehla gözleriyle ikisine birden yol gösterirken, Muhammed de arkadaşını her yere sırtında taşırmış. İkisi de yetimmiş, aileleri yokmuş ve aynı evde yaşarlarmış. Ölene kadar birlikte yaşamışlar, Sameer öldüğünde Muhammed onun odasında günlerce ağlamış ve kısa bir süre sonra üzüntüden o da ölmüş. Bunları okuyunca ben de öldüm gece gece nedense. Bir gönül dervişi Muhammed ve sırtında Hristiyan dostu Sameer birbirlerini ne de güzel tamamlamışlar. Günümüzde bırakın ayrı dinleri aynı dinde bile mezhep farklarından birbirinin gözünü oyanlara selam olsun. 131 yıl önce bu ikisi hepinize tokat olmuşlar.

Muhammed ve Sameer’in hikayesinden etkilenen aydın şair Ziya Paşa, Terkib-i Bend VII’i kaleme almış ve yıllar sonra Kalenderi grubu bu eseri Dehri Gezsen adıyla şarkılaştırmıştır.

DEVAMI SAYFA 2’DE.


Sayfalar: 1 2

2020-06-25

Bir cevap yazın



E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir